Kendimle Hesabım

Korkuyorum yine peşinden koştuğum hayallerim aynı denize akacak diye. Aynı sularda yüzmek, aynı sessizlikte titremek ve gecelerimi hakim olan çaresizlik kapımı çalarsa? 
Adımlarım titrek, adımlarım kararsız ve yine korkuyorum büyükçe. Kendimi bağlamak, inanmak istemiyorum; ürküyorum. Ben ne ara bu hale geldim? Daha dün göğsümü gere gere tozu toprağa katıyorum. Rüyadayım biraz, gökten düşerek tutunacak bir yer arıyorum sanki. İmkânsızlıklar içerisinde imkan aramak? 
Gene de hallolacağına inandırıyorum kendimi. Her şey yerli yerine oturur da ben! Ben ne istediğimi bulabilecek miyim? Ne zamana dek bu böyle sürecek? Aldığım her nefeste biraz daha tükeniyor gibiyim. Kimseye kızgın değilim, kimsenin borçlu olduğunu düşünmüyorum. Ne bir alacak bir şeyim var insanlardan , ne de verecek hesabım.
Benim tüm hesabım kendimle. Yoksa diğer türlüsü kalıcı bir çözüm değil. Memnuniyetsiz de değilim arayışımdan, fakat hiçbir adım atamıyor olmak çaresizliğe sürüklüyor. 
Yalnızca izliyorum insanları, bazen olayların içerisinde, bazense dışında. Onların söylediklerinin dışında sakladıklarını bilmek bir tek romanlarda yalnızca keyif veriyor olsa gerek. Kararmış iç dünyalar, içeride dönen milyonlarca oyunlar, önceden kendisi için hazırlanmış rollere inandırılmış bir biçimde oynatılan zihinler itiyor beni karamsarlığa. Fark etmeden, kendilerine neler yaptırılıyor hiç anlamıyorlar. Hele ki susmak bu kadar değersiz görülüyorken, bu devrin gördüklerine nasıl inanabilirim?
 Ve kukla zihinler, amaçlarına uygun hareket ettiklerine inandırılarak bambaşka bir oyunun parçası oluyorlar. İşin kötüsü, onlara bunu hiçbir zaman fark ettiremeyecek olmamız. 
Bir yerlerde böyle bir yazı okuyorlarsa eminim kendilerini sorguluyor değillerdir. Onlar daima en doğrusunu yaparlar.
Korkuyorum, çelişkideyim; bu girdap beni de mi sürüklüyor? Çünkü değişiyorum, farklılaşıyorum. Umarım bu değişimim onların bir oyunu değildir, sadece zaman  ve yaşadıklarım bunun sebebi oluyordur.
Kusur bulan çok, eleştiren çok, tatmin olmayan çok. Sorun da burada, doğru eleştiriler milyon tane eleştiri arasında bulunamayacak kadar kayıp. Herkesin doğrusu olmamalı, yanlış kişiler doğruları yanlış emelleri için kullanıyorlar.
Bazı devirlerde köleler, milenyum çağının bireylerinden daha çok değer görmüştür. Herkes perdeye bakıyor çünkü perdede yaşatıyorlar hiç olmamışları. Perdenin arkasında ise seyirci arkasındakilerle anlaşmalı caniler!
Eğer milenyum çağında güçlü bir ülke iseniz insan hakları sizin için var olur, sizin dışınızdakiler; yalnızca sizin isteğiniz doğrultusunda bunu elde edebilirler. Çünkü güçsüz ülkelerin varlığı güçlü ülkeler ile birlikte vardır. Varlığınız başka bir ülkeye bağlıysa bilin ki sizin yokluğunuz da onların ellerindedir. Başrol oyuncuları gibidir güçlü ülkeler. Diğer oyun karakterleri her ne yaparsa yapsınlar başrol oyuncularının emellerine hizmet ederler, onlar(a) çalışırlar, onlar yıpranırlar. Bir başa biri diğer başa diğeri geçer dayakla gönderir karşı tarafa sizi, dayak yemeniz için. Sorgulamak gerekiyor, bu oyunda kim köle?
Geniş kitlelerin oyunu almak sanıldığı kadar güç bir mesele değil, eğer güçlüyseniz. Ve evet yalnızca güçlülerin hakları vardır! Olaylar güçlülerin hakları yenildiğinde dile getirilir.
Güzelce hazırlanmış bir senaryoda iyi kötü taraf olmaz, taraflar görecelikle iyi ve kötüdür. Tarafların destekçilerini mümkün olduğunca eşit bir dağılım ile dengeye getirmeye çalışırlar. Oyun da tam olarak burada başlar. 
Senarist kitleyi ikiye bölmeyi başarmıştır. Her kitlenin amacı rol modellerinin amacıyla birebirdir. Rol modellerin doğrusu da yanlışı da onlarındır. Peki, büyük tiyatro içerisindeki küçük oyunda bu tarafların yaptıkları da yapacakları da senaristin elindedir. Oyunu nereye çekmek isterse senarist, oraya çeker. Nasıl olsa izleyiciler oyunu izliyorlar hatta bazıları oyunu bizzat yaşıyor gibiler.
Tüm bunları anlatmak yazımı amacından saptırıyor.  Yüreğime de ağır gelen bu, tüm  bunlar varken bencillik edip yalnızca kendi duygularım ile ilgilenirsem ben de seyirci olmaz mıyım? Hiçbir duygum bunların önüne geçmeyi başaramamıştı uzunca bir süre.
Ama beni değiştiren bambaşka bir duygu olmuş. Farketmeden kemirmiş beni bir bakmışsın bambaşka biri olmuşum.  Bir varmışım sonra o ben bir daha yokmuş; bambaşka bir ben olmuş. Tüm vaktimi kendi meşgalelerim için harcar olmuşum ve bu dayanılmaz bir vicdan azabı yaşatıyor. Konuşmak anlatmak uzun ve güç geliyor. Dik belimi kararlarımla birlikte eğmiş. İşte ikilem doğru nerede, yanlış nerede? 





Yorumlar